17 Oca, 2012

Tiyatro ve Drama Eğitimciliği: Tanımsız ve Örgütsüz Bir Alan

12.01.2012 tarihinde resmi kaynaklardan aldığım iki haber beni bu yazıyı yazmaya teşvik etti. İlki Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulundan gelen resmi bir yazı idi. Akşamüstü eve geldiğimde apartman girişinde elime aldığım sarı zarfı hızlıca açtım ve eve girmeden içindeki tek sayfalık yazıyı heyecanla okudum. Bir süredir mektubun gelmesini bekliyordum. Yaklaşık 1,5 seneden beri devam eden süreçte, bireysel olarak Ankara’ya gidişlerimde 4 defa MEB görevlileri ile görüştüm. Türkiye‘de bazı konularda değişim yaşansa da, bürokraside işler eskiden de olduğu gibi yavaş yürüyor maalesef. Bundan tam bir yıl önce sevgili hocam Doç. Dr. Tülin Sağlam, Oluşum Drama Enstitüsünden sevgili Gökçen Özbek ile Bakanlık heyeti ile görüşmüştük. Ancak geçen süreçte resmi bir yazı ile cevap alamamıştık. Ayrıca İzmir’den kampanyamıza destek veren Sayın Yar. Doç Dr Selda Ergün yazılı bir başvuru ile kampanyaya destek vermişti. Ancak ilk kez resmi yazı ile Bakanlıktan yanıt aldık. Açıklama için lütfen tıklayınız.

Bakanlıktan gelen açıklama biraz muğlak son kertede. Örneğin “Sosyal Etkinlikler Yönetmeliğinin amacı, kapsamı ve dayanağı gözden geçirildiğinde önerilerinizin çok farklı olmadığı görülmektedir” ibaresi tartışmaya açık bir durum. Kampanya sözcüleri olarak Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği’nin Tiyatro Çalışmaları bendinin tüm maddelerini demokratikleştirmeye dönük öneriler hazırlamıştık. Temelde ulusalcı-milliyetçi ve otoriter-rekabetçi felsefeye bir itiraz vardı. Bu linke tıklayarak okuyabileceğiniz gibi, neredeyse tüm maddeleri yeniden yazmıştık. Sanırım Bakanlık yetkilileri ile bu konuda karşılıklı diyaloga ve sunum yapmaya ihtiyaç olacak. Özelikle görüşlerimizin yönetmelik değişikliği çalışmalarında değerlendirilmek üzere ilgili birimlere gönderildiği ibaresi bir yandan sevindirici bir gelişme. Umuyorum ki, yönetmelik değişikliği toplantılarına bizler de resmi olarak davet ediliriz ve sahada çalışma yapan eğitimcilerin görüşleri de dikkate alınarak daha demokratik bir Tiyatro Çalışmaları tüzüğü oluşturulur. Tabi son kertede bu durum, sivil toplumun gücü ile ilgili bir mesele. Türkiye’de yeni anayasa çalışmalarında da “vitrinleştirici” bazı çağrılar yapılıyor. Sanıyorum ki bizlerin asıl derdi, hem yasal platformda hem de saha çalışmalarında alternatiflerimizi ortaya koymak ve beklenti içinde olmadan mücadelemizi sürdürmek olacak. Özelikle kurumsal yapıların (Çağdaş Drama Derneği vs.) bu konuda verebileceği destek çok önemli bir yerde duruyor. Çağdaş Drama Derneği Sayın Doç. Dr. Ömer Adıgüzel ile de bu konuyu konuştum, özelikle Çağdaş Drama Derneğinin kurumsal anlamda verebileceği destek çok önemli. Yarışma ve gösteri baskısının drama alanını da baltaladığı çeşitli platformlarda Prof. Dr. İnci San tarafından da defalarca ifade edildi. Ayrıca tiyatro bölümü akademisyenlerinin bizzat devreye girerek verebileceği destek de çok önemli.

İşte bu noktada Türkiye’de tiyatro ve drama eğitimcileri bağlamındaki bazı sorunlar ortaya çıkıyor. Akademik dünyada eğitimciler arasında ciddi bir kopukluk yaşanmakta olduğunu gözlemliyorum. Türkiye’de 20’nin üzerinde akademi ve konservatuar olmasına rağmen, mesleki dayanışma anlamında bir girişimden söz edilemez. Akademik platformlarda zaman zaman buluşmalar olsa da, tiyatro ve drama eğitimciliğine dair gerçek sorunların çözümü noktasında aktivist bir tutum göremiyoruz. Oyunculuk bölümleri ve konservatuarlar maalesef sorunlarını kendi içlerinde çözmeye çalışıyor. Türkiye’nin siyasal anlamda geçirdiği dönüşümü de göz önüne alırsak, toplumsal gelişmelerden kopuk ve aşırı birey ya da grup merkezli yaklaşımların sorunlara çözüm olamayacağı aşikâr.

Son yıllarda özel okullar ve MEB bünyesindeki devlet okullarında sayısı hızlıca artan bir oranda tiyatro ve drama eğitimcisi olduğu bilinmektedir. Ancak en temel sorunlardan birisi, MEB düzeyinde resmi düzeyde bir mesleki tanımın olmamasıdır. 12.01 2011 tarihinde aldığım ikinci bir haber de, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün drama usta öğreticisi olarak ataması yapılmış tüm öğretmenlerin atamalarını iptal etmesiydi. Aldığımız verilere göre, MEB bünyesindeki tüm usta eğiticilere (satranç, drama, bilgisayar, bale, halk dansları vs.) yönelik yeni bir düzenleme yapılmış. MEB lise mezunu olan tüm usta eğiticilerin örgün eğitim kurumlarında çalışmasına artık izin vermeyecekmiş. Örneğin Yakın bir meslektaşım geçen yıl atamalı “drama usta eğiticisi” olarak çalışıyordu, stajyerliği kalkmıştı, 10/01/2012 tarihli bir yazıyla “DRAMA DERSİNE USTA EĞİTİCİ GÖREVLENDİRİLEMEYECEĞİNDEN” açıklaması ile göreve başlama belgesi iptal edildi. Bence bu gelişme, Çağdaş Drama Derneği, Oluşum Drama Enstitüsü, İstanbul’da Özel Anneışığı Eğitim Merkezi gibi kurumların verdiği belgeleri etkileyecek bir durum. Lise mezunu olan ve bu konuda çalışma yapmak isteyen kişiler süreçten olumsuz etkilenecek gibi gözüküyor. Üniversite mezunu olup da, uzman öğretici olarak çalışmak isteyenlerin hukuki konumunu tam olarak bilmiyorum.

Türkiye’de lisans programı düzeyinde drama öğretmenliği ya da tiyatro öğretmenliği diye bir bölüm henüz yoktur. Tiyatro bölümü mezunları bugüne kadar İlçe Milli Eğitim müdürlüğünün inisiyatifine bağlı olarak “ders saat ücretli part-time” öğretmen olarak tanımlanabiliyordu. MEB bünyesinde sadece anaokulu öğretmenleri ya da Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenleri drama dersi ya da tiyatro çalışması yaptırabilme hakkına sahiptir. Çağdaş Drama Derneği ve Oluşum Drama Enstitüsü 320 saatlik liderlik belgesiyle ders verilebilse de, birçok okulda sorunlar yaşanmaktadır. Bu belgeyi alarak yasal statüde çalışan öğretmenlerin MEB nezdinde hukuki tanımının olup olmadığını tam olarak bilmiyorum. Sanırım bu konuda ilgili derneklerden bir açıklama beklemek yerinde olacaktır.

İstanbul bazında bildiğim kadarıyla okul yöneticileri, drama-tiyatro öğretmenini keyfi politikalara göre belirlemekte, oyun, drama ve tiyatro eğitimini algılayamamaktadır. Mesleki tanım açısından ciddi bir kargaşa olduğu açık. Örneğin resmi tanım olmadığı için müfettiş geldiğinde birçok kurum drama ya da tiyatro dersi yokmuş gibi davranmak zorunda kalıyor. Örgün eğitim kurumlarında aslında inanılmaz derecede öğretmen ihtiyacı var, ancak halihazırdaki yapılar bence bu duruma cevap veremiyor. Ortaya çıkan manzara şu, tanımı olmayan bir eğitim alanı var. Bu da eğitimci adayları için hak mağduriyetleri ve mesleki-etik boşlukları ortaya çıkarıyor. Haliyle özel okullar ve MEB bu konuda “tanımsız usta öğreticilik” ya da “ geçici işçi statüsündeki” tiyatrocularla ya da drama kursu/sertifikası almış kişilerle iş görmeye çalışıyor. Bu da birçok arkadaşımızın sezonluk çalışma, part-time çalışma gibi ekonomik ve sosyal anlamda sıkıntıya sokan uygulamalar ile karşılaşmasına neden oluyor. Ekonomik (maaş politikası ve sigorta vs.) zorluklar dışında, mesleki bilgi birikimini artırıcı, pedagojik ve sanatsal eğitim eksikliklerini kapatma noktasında bir yapılanma da yok. Alandaki birçok eğitmen aslında salt para kazanmak için bu işi yapıyor, ama iş bir yandan tanımsız ve hukuksuz. Biraz çetrefilli bir durum söz konusu tiyatro ve drama eğitimcileri açısından.

Sorunları çözümü noktasında devreye girmesi gerekenlerin başında tiyatro bölümleri ve drama kurumlarının yöneticileri geliyor. Örneğin net bir alan tanımı yapılarak YÖK ve MEB’e birazcık kamuoyu baskısı yapılsa, bana göre nitelikli bir istihdam alanı ortaya çıkar. Tiyatrocular için örneğin en azından reklam ve dizi sektörüne girmeden hayatta kalma yollarının önü açılır. Tiyatro ve drama eğitimciliği daha cazibeli bir hale gelir. Alanın kurumsal prestiji artar. Ve en önemlisi ülkemizde nitelikli sanat eğitiminin gelişmesinin önü açılır. Bu aynı zamanda amatör ve alternatif tiyatro hareketlerine de güç katan bir gelişme olur. Bildiğim kadarıyla Ankara Üniversitesindeki tiyatro ve drama bölümlerinin bu konuda bazı girişimleri var. Ancak mesleki tanım ve yasal mevzuatlar devreye girince sanırım tüm kurumları devreye sokarak, daha kalıcı bir çözüm bulmak gerekiyor. Bu anlamda, tiyatro dünyamızın çoğu zaman yaşadığı kısır tartışmalardan, kişisel hırs ve egolardan sıyrılması, öğrencilerin geleceğini de düşünerek rasyonel bir eğitim programlaması yapılması gerekiyor. Tiyatro ve drama eğitimcilerinin yaşadığı sıkıntılara dair görüşlerimi birçok platformda ifade ediyorum, portalımızın bu konudaki yapıcı tartışmalara vesile olmasını diliyorum.

Bülent Sezgin (Mimesis)

You may also like...

Bir Cevap Yazın