27 Şub, 2015

İdeolojinin giremediği tek yer…

Bir ülke düşünün ki her an öldürülebilirsiniz. Sevdiklerinizi örgüt terörüne, devlet terörüne, trafik terörüne, erkek terörüne, olmadı töre cinayetine, daha da olmadı iş kazalarına, o da olmadı kartopu attı diye, en olmadı herhangi bir cehalete kurban verebilirsiniz.

Adlarının, cinsiyetlerinin, ırklarının, inançlarının, ideolojilerinin bir önemi yok. Her biri bir ananın kuzusu, bir babanın evladı, birilerinin sevdiceği, âşık olduğu gencecik insanlar/dı.

Bir insanın evine gitmek için bindiği dolmuş, okumak için gittiği okul, kartopu isabet eden bir dükkânın önü kendisine mezar olmamalı. Bir insan öldürülüyor ve öldüren yine bir başka insan. Bizler bu ölümlerin neresindeyiz peki?

Yitip giden hayatlar, gencecik ölümler o kadar çoğalıyor ve arka arkaya oluyor ki, artık isimlerini bile hatırlayamaz olduk. Paramparça edilen Münevver’inden tutun, Gezi’de yurdun dört bir yanında hayatını kaybeden çocuklarımıza ve polis memurumuza; hamile eşine pazardan ayva alan sivil askerimizden tutun, ateşe verilerek yüreğimizi dağlayan Özgecan’a kadar. Daha nice yürek yakan ölümler var, kim bilir nerede, ne sebepten…

Fırat’la birlikte bir genç daha yitip gitti. Arkasından konuşulanlara bakınca, toplum olarak insanlığı öğreneceğimiz günler daha çok uzakta demekten başka şey söyleyemiyor insan.

Fırat_Çakıroğluİdeolojisi her ne olursa olsun, herhangi birinin hayatını kaybetmesi ve buna tepki vermek sizi o görüşten yapmaz yahut o kişinin mensup olduğu yapıyı tamamen masum kılmaz. Kimsenin yaşama hakkı zorbalıkla elinden alınmamalı. Bizler insana değer vermeyi öğrenemedikçe, ne inanç, ne ideoloji, diğer kavramların hiçbir anlamı olmayacak zaten. Çünkü eğer bir inanç veya ideoloji insanı yaşatmak yerine öldürüyorsa, hiç olmasın daha iyi.

Ardından intikam çığlıkları atan ve kanı yerde kalmayacak diye haykıranlar; ne intikamı alınacak, ne de kanı yerde kalmayacak. Üzülerek söylüyorum ki tıpkı bundan önceki çocuklarımız gibi bu çocuğumuz da ancak kendi camiasından üç beş kişi tarafından hatırlanacak. Sen intikam peşinde koştukça bu ölümler devam edecek, onlara bu tezgâhı kuranların umurunda bile olmayacak ve onlar başka ölümlerin zeminini hazırlamaya devam edecekler. Asıl önemli olan başka çocuklarımızı yitirmemek için yapılması gerekenleri yapmak.

Devrimci, demokrat olduklarını sanan ve kendilerini solcu olarak tanımlayan kimselerin de, sırf ülkücü diye kayıtsız kalmak bir kenara dursun; o da hak etmiştir zaten tarzı söylemlerine inanasım dahi gelmiyor. Bu denli sığ bir mantaliteyle kendini solcu zannedenlere bir Uğur Mumcu’yu araştırmalarını, bir ideoloji sahibi olmanın ne demek olduğunu öğrenmelerini tavsiye ediyorum. Kimsenin savunuculuğunu yapmak niyetinde değilim ancak; Fırat, onun hakkında faşistti diyerek öldürülmeyi hak ettiğini savunan zihniyetlerden daha faşist değildir. Onlar suçladıkları kişiden çok daha faşizan bir düşünceye sahiptirler. Kürt ırkçılığını solculuk zanneden ve ona çanak tutanlara ise diyecek lafım dahi yok.

Kendinden yana olup da haksızlığa uğrayınca çığırtkanlık yapan ama karşıdan olunca hak etti diyen zihniyetlerden de tiksinti geldi artık. İki taraf savaşırken, kazanan üçüncü taraf oluyor. Bunu anlamakta geciktiğimiz gibi, geçmişimizden de ders alamıyoruz maalesef. Hafızamız bu denli ürkütücü derecede zayıf olmamalı.

İdeolojinin giremediği tek yer bir ananın yüreğidir. O yürekleri ağlatmayalım vesselam.

You may also like...

Bir Cevap Yazın