3 Mar, 2014

Boyun eğ(dir)me sanatı

okan-boydasNe diyordu Köylü Ekrem;

“Sanatta pencereyi dört köşe yapamazsınız. Bu boyun eğmek ve sınırları kabul etmektir. Halbuki sanatta estetiğin dışında hiçbir sınır olamaz, olmamalı.”

Köylü Ekrem, aslında bundan tam 12 yıl önce, yani 2002’de çekilmiş olmasına rağmen, bugünlerde sosyal medyada oldukça popüler olan bir röportaj videosundaki abimiz. O zamanlar 43 yaşındaymış, hala aynı havayı solumaya devam ediyorsak şimdi 55 yaşında.

Kendi söylemiyle “ahlak ve estetik dışında hiç bir kaygısı olmayan” bir adam. Dünyevi hırslardan sıyrılmış, egosunu toprağa gömmüş, eserleri üniversite hocalarını bile şaşırtan bir sanatkar.

Adamı mevcut sistem içerisinde başarılı ya da başarısız diye değerlendirmenin pek anlamı yok, gereksiz yani. Çünkü adam mevcut sistemin dışına koymuş kendini. Bizim başarı sistemimize göre ölçülüp değerlendirilemez. Sistemin varlığından ve işleyişinden haberdar olup, bizlere dayatılanın dışına çıkamayanlar için başlı başına bir cesaret örneği.

Bizlere başarı hikayeleri diye nasıl daha çok para kazanılacağını, o kazanma hırsıyla etik değerlerden nasıl uzaklaşılıp insanlıktan nasıl çıkılacağını öğretip duruyorlar.

Konuyu çok fazla deşmek istemiyorum. Çünkü sistem ve dayattıkları derin bir mevzuu. Benim yazmak istediğimse Köylü Ekrem’in sanata dair sözleriyle ilgili.

Diktatör her yerde diktatördür. Yaşamın her alanında. Bilimde, yargıda, kültürde, sanatta ve hatta dini inançlarda bile. Çünkü amaçlanan şey tek tip insan yaratmaktır. Nihai hedefse sürüleştirilen kitlenin itaatini ve bu itaatin devamlılığını sağlamaktır.

Emre Kongar, “Demokrasi ve Kültür” kitabının “Hitler’in Kültür ve Sanat Alanında Öğrettikleri” başlıklı ikinci yazısında şunları yazmış:

“Diktatörler, bilimi, yargıyı, kültür ve sanatı sevmezler. Çünkü diktatörler bilimi, yargıyı, kültür ve sanatı kolay denetleyemezler. Kendi kafalarına uygun, kendileri gibi düşünen, kendileri gibi yaşayan tek tip insan yaratmak isterler. Böyle bir tek tip insan üretimi bilim, yargı, sanat ve kültür alanında olanaklı değildir. Çünkü bilim, yargı, sanat ve kültür çeşitliliklerle ve yaratıcılıkla beslenerek, çoğulcu bir yapı çerçevesinde, özgürlükler içinde gelişir. Kendi evrensel doğrultularında izler. İnsanlığın doğa ve birbirleri ile olan ilişkilerinde gerçeği, adaleti ve güzelliği yansıtırlar. Bir birikimdir bu: İnsanlığın yüzyıllar boyunca geliştirdiği bir birikim. Ardında acıların, gözyaşlarının, kanların yattığı, ama yine de gerçeğe, adalete ve güzele doğru gelişen bir birikim. İşte diktatörler, kendilerinden bağımsız gelişen, kendi yalanlarını, adaletsizliklerini ve çirkinliklerini sergileyen bu etkinliklerin amansız düşmanıdırlar. Var güçleriyle bunları denetim altına almaya, kendi sapıklıklarına alet etmeye çalışırlar. Bir yandan da, bilimin de, adaletin de, kültür ve sanatın da, kendilerinden sonra bile yaşayacaklarını ve kendilerini yargılayacaklarını bilirler. Bu açıdan umutsuz ve sonuçsuz bir çabadır bu denetim çabası. Diktatörlüğün gücüne bir de bu umutsuzluk bilinci eklenince, artık saldırının acımasızlığı sınır tanımaz olur.”

E hani sanatla ilgili yazacaktım, nerde diyorsunuz değil mi? E malum, sanat üzerindeki diktadan söz etmekten sanata pek fırsat kalmıyor çünkü. Alın işte size sanata dair yazı. Burada yazılanlar her ne kadar politikalarla veya politikacılarla ilgili görünüyor olsa da emin olun yazdıklarımın hiçbir politikacıyla alakası yok. En azından benim açımdan ve ulaşmak istediğim amaç bakımından çok daha başka. Çünkü bu diktayı kuranlar politikacıların çok daha yakınında, içimizdeler. Gönüllü bir sanat topluluğuna “asarım, keserim, burası benim çöplüğüm” deme cüretini gösterecek kadar pervasız, “demokratik değerlerin olduğu bir yerde sanatın icra edilemeyeceğini” iddia edecek kadar sanattan bihaber insanlar bunlar. Suçlu onlar değil, onlar yalnızca mevcut düzenin beslemeleri. Buna müsaade eden ve ses çıkarmayan, sesini duyurmak isteyene de destek olmayıp çarkın dişlisinde ezilmesine göz yuman ve diktanın palazlanmasına ve mevcut düzenin devamını sağlayan bizlere yazıklar olsun, vesselam.

*Resim için değerli sanatçı arkadaşım ressam Okan Boydaş‘a teşekkürler.

You may also like...

Bir Cevap Yazın