21 Oca, 2016

Boşandığı eşiyle yaşayanlara SGK’dan baskın

hukuk

Dün Milliyet’te 22 bin çiftin yetim maaşı alabilmek için anlaşmalı boşandığı ile ilgili bir haber çıktı.
Haberde SGK’nın yaptığı ani denetimlerle resmi olarak boşanan çiftlerin aynı evde yaşamaya devam ettiğini ortaya çıkardığı belirtiliyor.

Yine buna benzer bir haber aynı gazetede daha önce de yer almıştı. “Boşanan 8 bin çift aynı evde çıktı!” başlığıyla verilen haberde SGK’nın anlaşmalı boşanan çiftleri aynı evde “bastığı” bilgisi yer alıyordu.

Her iki haberin de hem kaynak bakımından hem de merak edip okumak isteyenler için linkini vereyim:

Boşanan 8 bin çift aynı evde çıktı! 01.09.2010 milliyet.com.tr

22 bin çift, yetim maaşı almak için anlaşmalı boşanmış 18.01.2016 milliyet.com.tr

Görülüyor ki aradan geçen 5 yıl içerisinde bu rakam 8 binden 22 bine çıkmış. Usulsüzlükle gelir elde etmek isteyenlerin sayısında neredeyse üç katı bir artış söz konusu.

Yapılan şey açıkça dolandırıcılık olup; devleti dolandırmanın ve dolaylı olarak vergi yoluyla milletin cebindeki paranın daha adil biçimde gitmesi gereken adresi saptırıp kendi cebine indirmenin haklı bir tarafı olamaz. Yapılan sahtekârlıkların denetlenmesi ve ortaya çıkarılmasını gayet yerinde bir uygulama olarak görüyorum. Aksi takdirde devletin sosyal güvenlik kasası boşaltıldıkça bundan öncelikle gerçekten hak eden ihtiyaç sahipleri ve sonrasında bütün ülke zarar görecektir.

Buraya kadar meselenin bu boyutu tamam. Yalnız değinmek istediğim iki husus var.

Birincisi; SGK’nın yaptığı bu denetimlerin yasal bir zemine oturtulması gerekir. Çünkü mevcut yasalara göre vatandaşlar ister nikâhlı, isterse nikâhsız olarak birlikte yaşayabilirler. Bu konuda ne herhangi bir kimseye ne de devlete hesap vermek zorunda değillerdir. Devlet boşanıp da aynı evde bir başkasıyla nikâhsız yaşayan birine maaş vermeye devam ediyorsa, boşanıp da çocuklarının babasıyla aynı evde nikâhsız yaşayan birine müdahale ettiği zaman ortaya garip bir durum çıkıyor. Daha anlaşılması için şöyle izah edeyim: Eğer bir kadın hiç evlenmeden bir erkekle aynı evde yaşarsa; evlenir ama boşandıktan sonra eski eşi dışında bir erkekle aynı evde yaşarsa; hatta eski eşi dışında istediği kadar erkekle aynı evde yaşarsa bu durumlarda SGK’ya göre sorun yok. Aslında bu insanların da birçoğu aldığı dul veya yetim aylığının kesilmesini istemediğinden nikâhsız yaşamayı tercih ediyor. Ancak daha önce evli olduğu bir erkekle yaşarsa SGK itiraz ediyor. Burada izah etmek istediğim şey, bu usulsüzlüğü savunmaktan ziyade; yasal anlamda bir boşluk olduğudur. Elbette ki SGK’nın amacının kişilerin özel hayatına müdahale değil; sahtekârlıkları tespit etmek olduğu açıktır. “Aynı evde basıldılar” şeklinde haber yapılan bu baskınlar kanunlar nezdinde tam karşılık bulamamaktadır. Bunu yasal zemine oturtabilmek ve aylığın bağlanması için yalnızca resmi olarak boşanmak değil de, aynı evde bir erkekle beraber yaşamamak şartı da getirilebilir belki diye düşünüyorum.

SGK’nın denetimleriyle ilgili bir hadise için şu haberi inceleyebilirsiniz: Boşanan kadına ‘ahlak denetimi’ yapan SGK tazminat ödeyecek 07.07.2015 – Radikal

İkincisi ve daha önemlisi; Kimse keyfi yere boşanıp eski boşandığı eşi veya bir başkasıyla aynı evde nikâhsız yaşamak istemez. İnsanların üç beş kuruş para için eşinden kâğıt üzerinde boşanması gerçekten üzücü ve bir o kadar da düşündürücü. Bunun salt para hırsıyla haksız kazanç elde etmeye yönelik yapılan bir eylem olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bu insanlar villalarda oturup, her türlü ihtiyaçlarını karşılayabildiği halde daha fazlasına göz diken insanlar değiller. Asıl sorulması gereken insanları bu duruma iten sebeplerin ne olduğudur. Eğer yalnızca bu tarz bir usulsüzlükte bile 5 sene içinde üç katı artış varsa bunun sorumlusunun o vatandaştan önce kimler olduğu sorgulanmalıdır. Burada haksız kazanç elde etmeye çalışan, devleti ve dolaylı olarak milleti dolandırmaya çalışan vatandaş yaptığından ne kadar sorumluysa, binlerce insanı böyle bir yola itilmek zorunda bırakanların sorumluluğu da o vatandaşlardan daha az değildir.

Madem yasalar uygulanacak ve usulsüzlükler ortaya çıkarılacaksa devlet önce kendinden başlamalıdır. Kendi içindeki usulsüzlükleri, yolsuzlukları, peşkeşleri, rantları, rüşvetleri ortaya çıkarmalıdır.

Madem birlikte yaşayan çiftlerin kanunu yanıltıp yanıltmadığı sorgulanacak; öncelikle Meclis’ten başlanarak yasadışı çok eşli yaşamların önüne geçilmeli, bu evliliklerden zarar gören kadın ve çocukların mağduriyeti engellenmelidir

Madem dul, yetim maaşları istismar edilmeye çalışılıyor, o halde bu istismara yol açan sebepler düzeltilmelidir. Kadınların eğitimine, ekonomik özgürlüğüne daha fazla destek verilmeli, bu yönde politikalar geliştirilmelidir. Kadınların onun bunun eline bakmasının yahut iş bulamayıp fuhuş batağına kadar varan sürecin önüne geçilmelidir.

Madem SGK’nın dolandırılması istenmiyor; o halde sigortasız işçi çalıştıran veya sigorta primlerini en düşükten gösteren işverenlerin önüne geçilmelidir. Sömürülen emeğin mağduriyeti giderilmelidir.

Lüks mekânlarda har vurup harman savururken, bol keseden bahşiş dağıtırken devletten kaçırılan vergilerin, vergi hırsızlarının peşine düşülmelidir. Devletin ve dolayısıyla milletin mağduriyeti giderilmelidir.

Devlet önce kendine çeki düzen vermedikçe, gelir dağılımındaki adaletsizlik, vergilendirme ve toplanmasındaki adaletsizlik, sosyal güvenlik mevzuatındaki sorunlar çözüme kavuşmadıkça bu ve bunun gibi hadiselerin yaşanılması kaçınılmazdır.

You may also like...

Bir Cevap Yazın