26 Tem, 2014

Bir ramazan, iki hayat…

36095Geçtiğimiz yıl Ramazan ayında bir haftalığına görevli olarak Ankara’daydım. Bazı eski kağıtları karıştırırken orada başımdan geçen bir olayı yazdığım yazı geldi aklıma. Yazı 9 Ağustos 2013 tarihli, hikaye filan değil, tamamen yaşadığım ve kesinlikle ekleme yapmadığım bir hadisedir. Noktasına virgülüne dokunmadan buradan paylaşmak istedim.

0-0-0

Bir ramazandı. Bir iftar vaktinin hemen sonrası…

Hem ziyaret hem de yardım için gittiğimiz bir arkadaş, yeni gelecek eşyaları yerleştirmek için evdeki ne var ne yok bütün eşyaları dışarı çıkaracaktı. İşe bir buzdolabından başlandı, ne var ki ikinci kattan aşağı inildiğinde herkes yorgunluktan bitmişti.
Arkadaşlar biraz soluklanmak için beklediği sırada, yanında karısı ve iki çocuğuyla birlikte çöpten atık toplayan birine denk geldiler. Buzdolabı lazım olup olmadığını sordular adama.

Lazım abi…” dedi, adam.

Çamaşır makinesi?

Adam şaşkın; “Olur abi!

Çocuklardan biri atıldı: “Çalışıyor mu abi?

Evet, hepsi çalışıyor.

Babaaa! Baba annem kurtuldu baba!” diye bir çığlık yükseldi karanlık sokakta…

Diğer çocuk daha alçak ama sevinçli bir sesle: “Soğuk suyumuz da olacak…

Arkadaşlar kısa süren bir şaşkınlıktan sonra;

Yukarıda başka şeyler de var, gel al istersen…” dedi adama.

Tamam abi!

İki arkadaş yorgunluktan bitkin halde, yanlarına adamı da alarak yukarı çıktılar. Hemen arkalarından iki çocuk da koşar adım merdivenleri çıkarak evin içinde beliriverdi. Çamaşır makinesi gösterildi.

Adam: “Siz yardım edin sırtıma alayım” dedi ve sırtına yüklendiği gibi merdivenleri inmeye başladı. Bu sefer merdivenlerde yankılanıyordu çocukların sesleri: “Artık annem çamaşırları elinde yıkamıycak di mi baba!

Biz üç arkadaş birbirimize bakakalırken, gözlerimiz dolmak üzereydi. Eşyaların sahibi olan arkadaş; “iyi denk geldi” diyebildi, biz başlarımızla onayladık.

Sonrasında adam tekrar yukarı çıktı, indi, çıktı, indi, çıktı, indi… İşine yarayacak ne varsa, yüklendi sırtına tek başına. Yorulmadı mı, yorulmak ne kelime, nefes alacak hali yoktu. Çok güçlü olduğundan mı, sanmam.

Boş kalan evin içinde son toparlanmalar yapıldıktan sonra, sahur yapmak amacıyla Atatürk Orman Çiftliği’ne gittik. Benim ilk gidişimdi. Gecenin o vakti gördüğüm kalabalığa şaşırmadım desem yalan olur. Yemek yiyebilmek için yarım saat sıra beklemek zorunda kalıyorsunuz ve boş masa bulabilirseniz şanslısınız, o derece.

Arkadaşlar yemek için sırada beklerken, ben şaşkın bir halde kalabalığı süzüyordum ki, hemen yan tarafımda bir çocuğun yükselen sesiyle irkildim. 12-13 yaşlarında bir kız çocuğu, masada kardeşi olduğunu tahmin ettiğim 8-9 yaşlarında bir erkek çocuğu daha var, anne ve babaları ile birlikte ailece yemek yiyorlar. Doğrusu yemek kızın umurunda değil, elindeki ekmeği masaya vurup duruyor.

Ya baba ya! Onun ayfon 4’ü var, bana da ayfon 5 alın!

Bakarız kızım

Ya ama baba ya! O zaman ayfon 5’i ona alın, ayfon 4 benim olsun.

Kızım bi yemeğimizi yiyelim

Bak illa bana alın demiyorum, ayfon 4’ü bana verin, ayfon 5 onun olsun.

Tamam kızım, yarın hallederiz…

Peş peşe şahit olduğum iki hayat…

Bir tarafta babasıyla atık toplamaya çıkan ve kendisi için bir şey istemek şöyle dursun, annesinin artık elinde çamaşır yıkamaktan kurtulduğu için eski bir çamaşır makinesine sevinç çığlıkları atan bir çocuk. Diğer tarafta kendisinin de elinde pahalı bir telefon olmasına rağmen daha da pahalısını isteyen ve nazlanan bir çocuk. Tabi kendince o kadar çok şey de istemiyor, yenisi kardeşinin olsa da olur, kardeşindeki telefonu ona versinler yeterli. Bu arada 8-9 yaşlarındaki o erkek çocuğu hali hazırda bir iPhone 4 sahibi zaten, hatırlatırım…

Ne diyeyim, bayramınız mübarek olsun efendim.

*Fotoğraf temsilidir.

You may also like...

Bir Cevap Yazın