12 Mar, 2017

Bir amatör tiyatrocunun isyanıdır vesselam…

Önce amatör tiyatro ne onu bilelim, sonra yine devam ederiz. Merak etmeyin uzun uzadıya kavramlara boğulan bir yazı olmayacak, hatta hiç olmayacak. Ve hatta okuyup okumamanız da umurumda değil zaten.

Amatör tiyatro dediğimiz şey; temelinde gönüllülük esasına dayalı ve para kazanma amaçlı olmayan bir tiyatro türüdür. Profesyonelden farkı, bu işi meslek olarak edinmemiş ve geçimini bu yoldan temin etmeyip gönüllü olarak yapılıyor olmasıdır. Amatör tiyatrolar da kendi içinde uygulama, yaklaşım ve çalışma biçimi olarak birbirinden ayrılır fakat bunlar yazımızın konusu değil.

Bir şekilde bulaşırsınız bu illete. Genellikle okul yıllarına denk gelir. Benim de 1995’te lise yıllarıma denk geldiği gibi. Kimi kıyısından köşesinden biraz sosyalleşmek için, kimi hoşlandığı kişi orada olduğu için, kimi de ben gibi öğretmenin görevlendirmesiyle böyle bir grupta yerini alır. O yıllarda genellikle bütün bir sene kör topal bir prova süreciyle bir oyun çıkartılır ve bir kere oynar dağılırsınız.

Sonra bir şey olur. Öksürme isteği gibi bir şey. Evet yutmuşsunuz, hapı değil; sahne tozunu. Ama ikisinin de birbirinden pek farkı yok gibi. Bu toz bağımlılık yapan cinsten. Kimi bu toza az kaptırır kendini, kimi de fazla. Fazla kaptıranların bir kısmı işi profesyonelliğe kadar götürür. Kimi konservatuvara gider, kimi özel kurslara gider, kimi alaylı olarak yetişir ve bu kişiler hayatının geri kalanını tiyatrocu olarak devam ettirir. Bu fazla kaptıranların bir kısmı da kendine başka meslek edinse dahi tiyatrodan bir türlü kopamaz ve amatör olarak devam eder.

İşte yazıya konu olan bu en son bahsettiğim kişiler. Okul yıllarında belki vaktiniz boldu, belki sosyalleşiyordunuz, gülüyordunuz, eğleniyordunuz. Her neyse. Ama bir şekilde tiyatroyla bağınızı koparmak istemiyor ve devam etmek istiyor olabilirsiniz. Hata yapıyorsunuz. Yapmayın demiyorum, nasılsa yapacaksınız. İstemeseniz yapmazdınız zaten. Onca zahmete, zorluğa, sıkıntıya başka türlü nasıl katlanır ki insan. Eğer yapacaksanız kendi içinde oturmuş, belirli bir düzeni olan, tiyatro için gerekli sahne ve dekor, kostüm, aksesuar gibi ihtiyaçları asgari düzeyde temin edebilen grupların içinde yer alın. Yoksa zamanınıza da, emeğinize de, maneviyatınıza da yazık olur.

Zordur amatör tiyatro yapmak. Profesyonelini geçtim, hele de bu işin kuramcılarının, akademisyenlerinin, eğitmenlerinin dahi kendi camiası haricinde değer görmediği bir ülkede yapmak daha da zordur. Karşılık olarak alacağın bir alkıştır ama vereceğin çok şey vardır.

En başta en değerli şeyini verirsin; zamanını. Bu bahsedilen zaman yalnızca boş zaman değildir. Çünkü tiyatro yalnızca boş zamanları değerlendirmek amacıyla yapılmaz. Yapılmaya kalkılırsa da sonuç alınamaz. Her ne kadar adı amatör de olsa, gönüllü de yapılıyor olsa, kendi içinde bir disiplin gerektirir. Bir nevi işten çıktığında gittiğin ikinci iş gibidir. Amatör bir ruhla ancak profesyonel bir bilinçle çalışma gerektirir. Çoğu zaman eşinden, çocuğundan, işinden, arkadaşlarından feragat edersin. Yeri gelir eşinle aran açılır, yeri gelir çocuğun ilgi ister ama gitmek zorunda kalırsın, yeri gelir yüzünü döküp işyerinden izin almak zorunda kalırsın, yeri gelir akraban, dostların sitem eder hayırsızsın diye, vesaire vesaire. Bunu yapamam diyorsan hiç bulaşma daha iyi. Sonrasını okuma bile. Sonrası ne mi?

Sonrası şu güzel arkadaşım. Bir oyun çıkaracaksın. İyi güzel. Prova alanı bulamazsın, hadi buldun; düzenli bir ekip kuramazsın, hadi kurdun; çalışmalar boyunca bin türlü eza, cefa, naz çekersin, hadi bunlarla da başa çıktın; dekor bulamazsın, kostüm bulamazsın, aksesuar bulamazsın, hadi üç aşağı beş yukarı uydurdun, hepsini bi şekilde temin ettin; sürpriizz sahne bulamazsın. Ama merak etmeyin. Bu yola çıkan adamlar nasıl bir enerjiyle çıkıyorsa bütün bunların altından kalkıyor ve oyunu sahneye taşıyorlar. Bir şekilde hepsi bitiyor, kendileri de bitiyorlar ama alkış hepsine değiyor.

Amatör tiyatroların çoğunun kaderidir, kadro her sezon değişkenlik gösterir. Yeni sezonda kadron az çok belli olduktan sonra bir çalışma ve prova takvimi çıkarırsın. Çoğu zaman oyunu önceden belirleyemezsin haa onu diyim. Çünkü gelen herkes bir şekilde sahneye çıkmak ve oynamak ister. Sen de bunun bilincinde olduğundan kadronu görüp ona göre oyun belirlemek zorunda kalırsın. Bir aydan fazla bir zamanın sahne öncesi birtakım ön çalışmalara gider. Buna ihtiyaç var çünkü her sezon kadronun neredeyse yarısı ilk defa tiyatroyla tanışacaktır. İhtiyaç demişken, bir ayın içinde haftada üç günden hepi topu 10-12 çalışmada ne yapılabilirse. Yine de dilin döndüğünce, aklın bilgin yettiğince ses, nefes, diksiyon, duruş, rol, tiyatro terimleri gibi temel sahne ve oyunculuk bilgilerini aktarmaya çalışır, alıştırmalar yaparsın. Faydalı mı, evet ama çok değil. Bazen zaman kaybı dedirtecek cinsten ama yine de gerekli. Herkes bir an önce oyun çalışmasına geçmek istiyor. Bu sürecin en olumlu tarafı oyuncuları tanıma fırsatı vermesi. Ayrıca çalışma temposuna ayak uyduramayıp ekipten ayrılacak olanlar da henüz oyun çalışmasına geçmemişken belirlenmiş oluyor bu sayede.

İlk bir aylık sürede hem kadro az çok belirlenmiş olur, hem oyun provalarına az çok hazır hale gelinir, hem de bu geçen sürede birçok oyun okuyup, oyununuzu belirlemiş olursunuz. Oyun okuma süreci de ayrı bir derttir. Tam beğenirsiniz ama bir sebepten vazgeçmek zorunda kalır arayışa devam edersiniz. Çoğu zaman eldeki kadro uygun değildir, bazen dekoru korkutur, bazen teknik imkanlar yetersizdir, bazen metni sakıncalı bulursunuz, bazen de nasıl sahneleyeceğinizi bilemezsiniz filan filan.

İkinci bir aylık sürede okuma çalışmaları yapılmaya başlanır. Roller az çok bellidir ama zaman içerisinde değişkenlik gösterebilir. Tabi bu okuma çalışmaları sırasında ilk bir aylık süreçteki kadar olmasa da ekipten ayrılanlar olması ihtimali her zaman vardır. Bu aşamada ayrılanların genel olarak ortak noktası rolünü beğenmemiş olmalarıdır. Ortam arayışında olup aradığını bulamayanlar olması da her zaman ihtimaller dâhilindedir. Bir şekilde bunları atlatırsınız, ezberler az çok yapılmıştır ve sahne provalarına geçilir.

En zoru bu üçüncü aşamadır. Çıkardığın takvimde iki aylık bir süreyi kapsar. Bazen üç aya sarkar, hatta dört aya sarkma ihtimali bile vardır. Birçok sebebi vardır bunun. Dedik ya amatör tiyatro, herkes gönüllü. Bir kere hepsinin tiyatrodan başka daha önemli işleri var haklı olarak. Kimi sınavım var gelemiyorum der, kimi işyerinde mesaiye kalır, kimi hasta olur, kimi şehir dışına çıkacaktır, ötekinin misafiri gelir, berikinin başı ağrıyordur vs vs. En kötüsü de sonlara yaklaşırken oyuncunun biri ayrılır veya ayrılmak zorunda kalır. Kendisi, babası veya annesi, tayini çıkmıştır gidecektir, ameliyat olmuştur devam edemeyecektir, ekipte biriyle anlaşmazlığa düşmüştür terk edecektir. Olur böyle şeyler.

Oyun çıkmaya yakındır artık. İhtiyacınız olan dekor, kostüm, aksesuarı hiç olmazsa en asgari düzeyde temin edebilmek için çırpınır durursunuz. Daha bunun afişi, broşürü, fotoğrafı, videosu var. Onları saymıyorum bile. Çalmadığınız kapı, dil dökmediğiniz insan kalmaz. Ha bunları yapmayacaksanız (ben ve ekibim gibi) bu sefer elinizde avucunuzda ne varsa bunları bulup buluşturabilmek için saçar durursunuz. Yetmez, kredi kartından borçlanır sonra çalışıp ödersiniz. Böyle saçma bir uğraştır işte.

Diyelim her şey tamam. Eee, sahne? Zurnanın zırt dediği yer işte orası. Bi kere sen ücretli oynamıyorsun ki parasıyla sahne kiralayasın. Hadi bakalım kapıları çalmaya devam. Kültür Müdürlüğü mü olur, Milli Eğitim mi olur, Belediye mi olur canın nereyi isterse. Nasılsa hepsi ayrı bir dert. Anlatılacak çok şey var da, kendim de bir devlet memuru olarak burada ne kurumları, ne de isimleri telaffuz etmeye gerek duymuyorum. Velhasıl memlekette o yok, bu yok diye sabahtan akşama kadar masasında çayını içip memleket meselelerini tartışan bu adamlar, icraata gelince bin dereden su getiriyorlar. Zaten hiçbir aşamasında yanında olmamışsın, destek olmamışsın, yapılmışa köstek olma hiç olmazsa.

Ve oyun. Dekorunu, malzemelerini kendin taşır, sahneye kurarsın. Kan ter içinde alelacele kostümünü giyer, sıranı beklersin. Bir yandan da salon boş mu dolu mu meraktan çatlarsın. Sahne provalarını alakasız yerlerde aldığın için bir kere bile dekorlu genel prova alamadığın salonda çıkar oyununu oynarsın. Sahnede veya kuliste mutlaka aksilikler olur, replik unutulur, aksesuar yerinde değildir, ışık zamanında kapanmaz, müzik gireceği yerde girmez… Olur böyle şeyler. Çünkü genel provayı resmen prömiyerde yapmış olursun. Bir şekilde geçer gider. Selamlamaya çıkar, alkış seslerini işitirsin. Belki yüz defa “bir daha tiyatro mu, asla!” dediğin halde hepsini unutursun. Güzellikler kalır geriye yalnızca.

Velhasıl, zordur amatör tiyatro yapmak. Alacağın bir alkıştır.

You may also like...

1 Response

  1. mehmet dedi ki:

    Seyhun çok önemli bi konuya temas etmişsin tebrik ediyorum kısaca amatör tiyatro bişey denmez denecekleri demişsin zaten yüreğine sağlık

Bir Cevap Yazın