30 May, 2014

Ama bunlar Arap değil

Asya’nın öteki ucunda, Çin’de yaşayan soydaşlarımız onlar; Uygur Türkleri…

Bilmeyenler için özet bilgi vereyim: Çin’in Şincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşıyorlar. Bir diğer adı size daha tanıdık gelecek: Doğu Türkistan. Ancak Çin Halk Cumhuriyeti bunu Pan-Türkizm olarak nitelendirmekte ve bu ismin kullanılmasına müsaade etmemektedir. Çin’in en geniş idari bölgesi. Başkent Urumçi, resmi dilleri Uygurca ve Çince. Bölgede Uygurlardan başka Kazak ve Kırgız gibi Türk toplulukları da yaşamaktadır. Özerk bölge valisi ise Nur Bekri. Ancak Uygur Türkleri tarafından Çin’in Doğu Türkistan’a tayin ettiği “kukla lider” olarak tanınmaktadır.

Doğu Türkistan 1933’te bağımsızlığını ilan ederek Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’ni ilan eder. Ancak kısa süre sonra Çin bölgenin kontrolünü ele geçirir. Ardından 1944’te ikinci kez bağımsızlığını ilan ederek Doğu Türkistan Cumhuriyeti’ni ilan eder. İkincisi de ilki gibi uzun ömürlü olmaz ve 1949’da Çin Halk Kurtuluş Ordusu bölgeye girer. Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin kullandığı ay-yıldızlı turkuaz renkli bayrak günümüzde bağımsızlık hareketinin sembolü olarak kullanılmaktadır ve kullanımı Çin’de yasaklanmıştır.

Çin’in Doğu Türkistan siyaseti uluslararası insan hakları örgütleri de dahil olmak üzere çeşitli çevreler tarafından eleştirilmektedir. Bölgede Çinli olmayan kültürlerin baskı altında tutulması ve asimile edilmeye çalışılması, müdahaleci güvenlik önlemleri eleştirilerin başında gelmektedir. Doğu Türkistan’da yaşayan müslümanlar kendilerinin Çin işgali altında olduklarını çeşitli eylemlerle dünya halklarına duyurmaya çalışmaktadırlar.

Çin’in baskı politikalarının sonuncusu olarak medyada yer alan bilgiye göre 55 Uygur Türkü tarihte eşi görülmemiş bir mahkemede, 7 bin kişinin izlediği bir stadyumda duruşma yapılarak yargılandı. Kamyon kasalarında kelepçeli olarak stadyuma getirilen 55 kişiden 3’ünün idamına karar verilirken, diğerlerine verilen cezalar hakkında bilgi yok.

Uygur Türklerinin tamamen masum olduğunu iddia etmek güç. Çünkü terörizm olarak tanımlanan birtakım olaylara karıştıkları, Çinlilerin işyerlerini yağmaladıkları, otobüsleri durdurup içindeki Çinlilere saldırdıkları ve ölümlerine sebep oldukları gibi bilgiler var. Ancak bütün bu olan bitenin de Çin’in uyguladığı politikalarla yakından alakalı olduğu bir gerçek. Özellikle Han Çinlilerini Uygur bölgesine göç ettirip buradaki büyükşehirlere yerleştirmesi Uygur Türkleri ve Çinliler arasındaki gerilimi daha da tırmandıran bir durum.

Kimileri Çin’deki Uygur Türkleri ile Türkiye’deki Kürtleri kıyaslama çabasına girişiyor. Çin tamamen başına buyruk bir diktatörlükten yeni yeni çıkan bir ülkeyken, Türkiye liberal demokrasi yolunda ilerleyen bir ülke. (En azından AB uyum yasaları çerçevesinde birçok değişme/gelişme söz konusu) Türkiye’de Çin’deki gibi nüfus dengesini değiştirmeye yönelik politikalar söz konusu değil. Oysa Çin, Uygur bölgesine sürekli olarak Han Çinlisi yerleştirmekte ve Hanlar Çin genelinde uygulanan çocuk sınırlamasının dışında tutulmaktadırlar. Yani kasıtlı olarak bir ayrımcılık ve Türk/Han nüfus dengesini değiştirici bir politika izlenmektedir. Türkiye’de Kürtlüğünden vazgeçmeyen bir Kürt devlet kademesinde her türlü makama gelebilir ancak Çin’de Uygurluğundan vazgeçmeyen bir Uygur eğer varsa bostanını ekip biçer ancak. Türkiye’de siyasi ve demokratik anlamda başka sivil mücadele yolları varken, Çin’de böyle bir durum şimdilik yoktur ve söz konusu olamaz. Ayrıca Türkiye’de PKK ile ilişki içinde olmayan bir Kürt’ü terörist olarak nitelendiren pek bulunmaz. Yani terörist olan Kürt değil PKK’dır. Ancak Çin’de durum farklıdır, terörize olsun olmasın topyekün bir müdahale söz konusudur. Kaldı ki bu analojiyi (bkz: analoji) kuranlar (özellikle Kürt vatandaşlarımız) “bakın bakın işte oradaki Türkler de terörist” demekle bir nevi Çin’i savunarak, uygulanan politikaları olumlamış, yani farkında olmadan kendi mücadelelerini kendi kendilerine baltalamış oluyorlar. Halbuki mücadelelerinin haklılıklarına inanıyorlarsa herkesten önce ilk başta kendilerinin Uygur Türklerini desteklemeleri gerekmektedir.

Bölgede yaşananlar yalnızca Uygur Türklerini ilgilendirmiyor; Tibetliler gibi bölgede yaşayan diğer topluluklar ve Çinli olup din olarak İslam’ı seçenler de aynı sorunlarla karşı karşıyalar. Zaten Çin’in inanç ve ibadet konularında müdahaleci bir tavır sergilediği bilinen bir gerçek. İşin aslı Çin ne pahasına olursa olsun bu bölgenin kontrolünü elinden bırakmak istemiyor ve bunun için yasal ve yasal olmayan her türlü uygulamayı devreye sokuyor. Gerekirse her türlü insanlık dışı muameleyi uygulamaktan kaçınmıyor. Bütün bunların altında yatan en önemli sebep ise bölge kaynaklarını kaybetmek istemiyor. Gerçi bölge Çin kontrolünden çıkarsa Doğu Türkistan kendi başına bir varlık mücadelesi verebilir mi, yoksa hali hazırda bekleyen Rus veya Amerikan kontrolüne mi girer, işin o kısmı da ayrı bir muamma. Bunu teorisyenlere bırakmak lazım. Biz konumuza dönelim ve bildiklerimiz üzerinden konuşalım.

İdamına karar verilen kim olursa olsun; ırk, dil, din, renk, cinsiyet fark etmeksizin hepsine karşıyım. Bu konu hakkında düşüncelerimi merak edenler daha önce yazdığım “529 Kere İnsanlık Kaybı” başlıklı yazımı okuyabilirler. Sadece hizmet ettiği güçlerin işaret ettiklerini görmekten öteye gidemeyen, doğru veya yanlış kararını sadece o güçlerin yönlendirmesiyle verebilen bir toplumuz biz. Sağ sol, inanç, ideoloji ayrımı yapmadan söylüyorum bu sözü, emin olun. Acıları kıyaslamaya, şovenizmden dem vurarak çirkinleşmeye niyetim yok. Ancak Çin’deki Uygur Türklerine uygulanan zulüm ile ilgili olarak, Mısır’daki idamlar için boynunda iple, üzerinde kefenle eylem yapanlar şöyle dursun, birkaç haber sitesinde çıkan ufak tefek haber dışında hiçbir yerde ne lafı edildi, ne de edin diyen oldu. Haliyle bunun tek bir açıklaması kalıyor geriye; çıkarlar söz konusu olmayınca insanlık, inançlar, değerler hak getire…

Bir de yazmayayım, yazmayayım diyorum ama yazmadan da edemiyorum; Ermeni’nin Ermeniliğine, Kürt’ün Kürtlüğüne, Arap’ın Araplığına ve hatta Türk’ün Ermeni’ye, Kürt’e, Arap’a sahip çıktığı kadar kendisine, yani Türk’ün Türk’e sahip çıkmamasıdır sanki mevzuu. Yazının başlığı da buradan geliyor, diyeyim.

Gök bayraklı kardeşlerimize selam olsun.

You may also like...

Bir Cevap Yazın