29 Mar, 2015

27 Mart – İki kalas bir heves…

tiyatro

Neler olmadı ki 27 Mart’ta…

Onaltı asır önce o zamanki adıyla Konstantinopolis, yani bugünkü İstanbul’da ilk yüksekokul açıldı. Hitabet, hukuk, felsefe dersleri verilmeye başlandı. Bu dersler kimlerin işine hangi amaçla yaradı, esas amacına bir gün ulaşabilecek mi, bilemiyorum.

Yüzyirmidört yıl önce Servet-i Fünun yayın hayatına başladı. Ancak bir makalede 1789 Fransız rejimine bir atıfta bulununca sansüre uğradı, fitneci ilan edilerek kapatıldı. Bugün de değişen bir şey yok, sansür yine var, dergiler yine kapanmaya devam ediyor.

Kırkbeş yıl önce Gediz’de deprem oldu ve 1087 kişi hayatını kaybetti. Onbinlerce insanın hayatı olumsuz yönde değişti. Sonrasında ne mi oldu; ders almayı başaramadık, depremler olmaya, insanlar ölmeye devam etti.

Otuzdokuz yıl önce Türkiye, ABD ile anlaşarak üslerini kullandırma izni verdi. Karşılığında da ABD yardımda bulunacaktı. Bugün olmuş biz hala kendimizi kullandırmaya devam ediyoruz, onlar da yardım vaadlerine devam ediyorlar.

Yirmidokuz yıl önce hayali ihracattan on sene boyunca yargılanan Yahya Demirel tahliye edildi. Bugüne bakarsak; eskiden hiç olmazsa yargılama yapılıyormuş, bugün yargısız tahliyeler gerçekleşiyor.

Ve elbet Dünya Tiyatrolar Günü.

Neydi tiyatro; insanı insana insanla anlatma sanatı. Tiyatro yaşamın kendisidir. Geçmişi, içinde bulunduğumuz zamanı ve geleceği anlamamıza yardımcı olur. Tiyatro, sanatçısı ve seyircisi ile bir bütündür. Gücü de buradan gelir zaten. Beraber gülmek, beraber ağlamak, beraber düşünmek gibi insanca duygular aşılar. Ağlatır, güldürür, eğlendirir ama eğlendirirken düşündürür ve bilinçlendirir. İnsanı kendisiyle yüzleştirir. Kendimizi, değerlerimizi bir kez daha sorgulatır. Yaşamın akışında fark edilemeyen ya da unutulan kimi zaman ana sorunları, kimi zaman detayları farklı bir gözle görmemizi sağlar.

Dünya Tiyatrolar Günü, 1961’de Uluslararası Tiyatrolar Birliği tarafından yaratıldı. 1962’den beri her yıl dünya çapında bir tiyatro oyuncusu, yönetmen ve yazar evrensel bildirge yazmaktadır. Uluslararası Bildirge olarak kabul edilen bu metin yirmiden fazla dile çevrilmekte, birçok gazete, dergi, radyo ve televizyonda yayınlanmakta ve pek çok tiyatro grubunun oyunundan önce okunmaktadır. Tiyatrolar o gün perdelerini herkese ücretsiz olarak açar. Sahne sanatlarının insanları bir araya getirici gücü kutlanır ve insanlar arasında anlayış ve barışın arttırılması için bir fırsat olarak değerlendirilir.

Ülkemizde tiyatroyla ilgili ilk ulusal bildiriyi, yaşamını Türk tiyatrosuna adayan Muhsin Ertuğrul yazmıştır. Cumhuriyet döneminde yetişen, ülkeyi karış karış gezerek insanlara tiyatroyu sevdiren ve Atatürk tarafından devlet sanatçılığı ile şereflendirilen, hakkında Necip Fazıl’ın “Bu adamı seyrettikten sonra, tiyatroya temayül ettim.” dediği Türk tiyatrosunun batılı anlamda kurucusu olarak kabul edilen usta tiyatrocu.

Bu yılın bildirisini ise, Haldun Taner’in doğumunun 100.yılı ve 2015’in “Haldun Taner Yılı” olarak ilan edilmesi sebebiyle eşi Demet Taner’in hazırlaması uygun görüldü.

Demet Taner, kaleme aldığı bildiride “Dünya hızla değişiyor. Ama insanın gereksinmeleri hiç değişmiyor. Benzerliklerimiz ve farklılıklarımız, inançlarımız ve düşüncelerimiz, bir anlamda zenginliğimizi yaratırken, aslında hepimiz, insanlık denen bir ortak paydada buluşuyoruz. Bu noktada herkesin sevgiye, anlayışa, barışa, yaşamı paylaşmaya ihtiyacı var. Sevgiyle her şeyi kucaklamak için; karanlık değil, aydınlık gerek. Bütün çirkinlikleri güzelleştirmek için, haksızlıkları silmek için, Aydınlık!” demiş. Bildiriyi Haldun Taner’in işte bu muhteşem sözleriyle de noktalıyor: “Türkiye anlamına gelen biz’den, insanlık boyutundaki BİZ’e uzanmak istiyoruz.”

Yazımın girişinde 27 Mart’a denk gelen birkaç hadiseden söz etmiştim. Bunlar ve bunun gibi nice hadiseler var ve hala var olmaya devam ediyor. O halde eleştirel akıl ve özgür düşünceye sahip bir tiyatro anlayışı da hep var olmaya devam edecek.

Tiyatrocuların ateşle oynadığı, risk aldığı doğrudur. Ama Kanadalı yazar, oyuncu ve yönetmen Robert Lepage’in dediği gibi; “Yanabiliriz… Ama aynı zamanda bir şansı da yakalamış oluruz: Şaşırtabilir ve aydınlatabiliriz.”

Evet, tiyatro iki kalas bir heves. O heves olmadan bu iş olmuyor zaten. Bırakalım o heves sahipleri sahneden salona o coşkuyu bizlere ulaştırmaya, içlerindeki enerjiyi bizlere aktarmaya devam etsinler.

Perdeler kapanmasın, ışıklar sönmesin.

You may also like...

Bir Cevap Yazın